1

21 MAYIS

1/3/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

Zorluklar var yıldıran, bıktıran, isyan ettiren. Sahip olduğum değerler var; yalın, çıplak, küskün. Sahipsizliğime en çok ağladığım yerden hızla uzaklaşmak istiyor sürgün ruhum. Süslü kelimelerle sevinç katsam da her cümleme, dudağımın kenarındaki hüzün varlığını sürdürdükçe; kederimi saklayan tek şey kifayetsizlikle suçlanan kelimelerim olacak. Kalbimdeki bu boşlukla kaç zaman yaşarım bilmiyorum ama doldurmaya çalıştıkça yaslı zamanlar içinde büyüyor gözlerimdeki kafiye… Koşarken sağa sola fırlattığım her kötü hatıra geriye dönüşlerimde en acımasız haliyle karşıma çıkıyor. Kaçtıkça büyüyüp derinleşiyor. Ve her şeye rağmen zaman hızla geçiyor. Koşup yakalasam mı yoksa oturup ağlasam mı bilemiyorum..ve gözlerimi kapatıyorum yıl 1864…mayıs ayı…havada kan kokusu… Bayram telaşlısı çocuk gözlerimi buluyorum gözlerimde. Ve kopan kolumu yerde yatan cansız babama uzatıyorum. Soruyorum ona 10 yaşındaki çocuğun kolu neden kopar, neden cevap vermez veremez babası? ..

 Hapsettiğim nefes alan nefreti sakladığım paslı kilitleri kırıp attım, dehlizlerde parçaladım.. Kopan kolumu gömdüğüm yere gömdüm babamı da.. Soğuk toprakla tanışan sıcak bedeninden akan irinler ne kadar doyurursa ağaç köklerini, o kadar nefes alacak kurşunların onda açtığı yaralar. Ve şimdi acıyan yerlerime acıyarak nasıl geçer bu kan kokan savaş. Yaralarımı derinlerime gömüp kaybolmak isterken yeni bir ben nasıl doğurabilirim en sessiz çığlıkla en gürültülü uykulara?..ve vatan hasreti rüzgarlar  kadar hoyrat yağmurlar kadar toprak üzerimi örtmeye. Yeşertmeye mi yoksa çürütmeye mi geldiğini anlamadan açıyorum gözlerimi .Gözlerimden süzülen her damlayla adım katre olurken, ruhumun en yaralı yerinde başlıyor sızı. Sızı büyüdükçe yaram büyüyor. Ağlıyor yüreğim, ağlıyor sevdam, ağlıyor vatanım, ağlıyor ‘kafe’m

 

 

                                                                        ŞUĞUŞE

4

KANA, KAN AĞLAYAN YURT

1/3/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

Kana; kan ağlayan yaralı yurt..

Kalbimi kamaştıran Lübnan..

Kollarımın ve bacaklarımın olmasından utanç duyuyorum..

Toz yutmuş bebelerin çığlığı olamamaktan..

Doğamamaktan gecelerine..

Kefensiz ve duasız enkazlar altına gömülmelerine ses çıkartamamaktan öyle elem duyuyorum ki..

Affedin beni ..

Gelsem..

Gelsem de, çeksem içime kimyasal nefesinizi..

Ölsem..

Ölsem ..

Utancımı dindirebilmek için bir defa daha ölsem..

Şimdilerde dillerimiz kangren..

Gözlerimiz lağım çukuru..

Gitsem..

Gitsem de, öpsem nur yüzlü, irin kokulu bebelerimin ayaklarını..

..

 

Kana; kan revan içindeki öksüz toprak..

Kaderinin menziline sığınmış anaların diyarı Lübnan..

Her sabahım bir azap..

Uykularım hançerli..

Utancım diyarlar ötesinde..

Yüreğim kördüğüm,

Yüreğim kuş ölüsü kadar yalnız..

Dehlizlerin sıcağındaki kan kokusunu duyarken gitsem..

Sarılsam..

Sarılsam da “ağlama bitecek” desem..

“Al iki bacağımda senin ey minik Ömer” desem..

Yüreğimi hafifletir mi bu ??

Gitsem..

Gitsem de, karanlığı aydınlatan her bombanın bıraktığı o

sızıyı hissetsem tenimde..

Gitsem..

Gitsem de, hayat sevincimin varlığını bir giyotine kurban versem..

Gitsem de,  ciğerlerimi yaksam güllere karışan yanık et kokusuyla..

Gitsem de avuçlarıma gömsem Ömer’in bacaklarını..

Affedin beni

Sizinle,

Sizin gibi ölemediğim için..

Affedin beni desem…

 

                                                         ŞUĞUŞE

VATAN

26/2/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

                          

Bakır tonları  var havada.Beklediğim açlığı yaşıyor ruhum.Kıyılarıma

vuran dalgaların uğultusunu sende duyuyor musun? Ya denizin kokusunu,yosununtadını?

      Unutacak mısın vatanını?

      Unutmamalısın…

Kutsal olan ne varsa hayatında yaşatmalısın yaşanılası anlarında.Sen bizsiz, bizde sensiz…Bizim hikayemiz eksik kalmamalı.Başlanılası olmalı,hançerlenmiş

olmalı en kuytularından savaş.Soğuk öğleden sonraları olmalı duygularımızı toprağın

en derinine gömebileceğimiz.Sonbahar olmalı ,toprak kokmalı hava…

Vebalanmış ruhum işkenceler yaşarken,duygularıma 142 yıl önceyi hatırlatıyorum;    

                          Her geçen saat…

                          Her geçen dakika…

                          Her geçen saniye…

 

                                                           ŞUGUŞE

BİR YOLU YOKMU?

26/2/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

             Yeni şafakta yayınlanmış olan bir yazıya rastladım.Yazıdaki sayısal veriler, bana gerçeklerin nedenli yakıcı oluşunu hissettirdi. Ölümün nefesinin bu kadar derinden ve yıpratıcı oluşu, sayılara dökülünce tüm çıplaklığıyla karşımdaydı şimdi…

       11 eylülde Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı ve Savunma Bakanlığı’na yapılan uçaklı saldırı, tüm insanları derinden sarsmıştı.Diğer bir deyişle; uyanmışlardı yada uyandıklarını sanmışlardı.Bu olay Amerika’ya yapılmış olan haksızlık, zulüm, şiddet, canilik!! gibi kelimelerle düştü gündemimize.Dünyanın kalbi New York ve Washington’da atmaya başladı o dakikadan sonra.Kısa sürede filmler çekildi, kitaplar yazıldı, şarkılar bestelendi. “Teröre kurban” giden binlerce kişiye on binlerce mum dikildi, gözyaşları sel olup doldurdu sokakları.Ve sonunda tek bir şey çıktı ortaya “İslami terör!”

  Evet Amerika’ya göre Müslüman dünyasının büyük çoğunluğunun adı; islami terör yanlısı olmuştu.Peki Amerika’nın adı ne olacaktı?Terör kurbanı mı?..En son olabilecek şeyken hem de! Kitlesel katliamları kendine görev bilmiş küresel katilken adı, terör kurbanı olması insafsızca değil mi?..Ve öyle başarılı ki. Sessiz sedasız yürüttüğü kanlı oyunlarını öyle güzel saklıyor ki gözlerden. Her geçen gün yenilerini ekleyerek de devam ediyor yoluna.

      Sayısal veriler şöyle başlıyor:

“Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırılarda ve Pentagona yapılan uçaklı saldırıda toplam 3044 kişi ölmüştür”.Madalyonun diğer yüzünün ne denli kanlı olduğunu bile bile çevirelim.Çeçenistan, Endonezya,Dağlık Karadağ, Keşmir, Cezayir, Doğu Türkistan,  Afganistan, Filipinler, Filistin, Irak…şeklinde liste uzayıp gidiyor.

     Dünya sağlık örgütünün açıklamış olduğu 11aylık resmi rakamlara göre; bu saldırının Irak’taki karşılığı; 11 eylülde ölenlerin 3 katı bebek ediyor..Ve 2003ten sonra yapılan resmi sayımda ise, 30.000 kişinin öldüğü tespit edilmiş.

           Çeçenistan’da savaşın yanı sıra, kadın erkek demeden yapılan işkencelerle mücadele eden halkın uğradığı katliamlar  bizlerin de canını yakarak devam ediyor.Ve diğer taraftan vatanlarından kopan Çeçenlerin, İstanbul’daki mülteci kamplarındaki çileleri devam ediyor.

       2001’de başlayan 11 aylık süreçte ölen Afganlı sayısı; 11 eylül saldırısında ölenlerin tam 10 katı.

      Ve nasıl oluyorsa 8000 kişiye yakın Afganlı ceza evi yolunda 3000 kişiye düşüyor..

       Çin yönetimi ise Doğu Türkistan’da 1473 Müslüman’a zorla içki  içirip domuz eti yedirerek idam ettiriyor.Bu olaylara desteği veren elbette Amerika oluyor.

       Geçelim Hindistan’a. Gucur at’ta ki katliamlarda 6840 kişi-büyük çoğunluğunu Çocuk ve kadınların oluşturduğu- yakılarak öldürülüyor.

      Tabi İsrail’i unutmamak lazım! İsrail askerlerince yok edilenlerin binlercesi; Negev çölü kamplarında öldüresiye işkence edilip, Amerikan malı silahlarla kurşuna dizilerek öldürülmüşler…liste devam edip gidiyor.

      Nasıl bir güçtür ki Amerika; bunca yıkımdan, ölümden sonra Orta Doğu’ya barışı ve demokrasiyi  götürmek istediğini söylemeye cüret edebiliyor. NATO’nun, IMF’inin, Dünya Bankasının ve AB’nin var oluşunda  sarf etmiş olduğu enerjinin, kendisine yol,su ve petrol olarak döneceğinin farkında. Bununla birlikte ambargo uyguladığı ülkelerin varlığını yok etmenin yanında tarihlerini ve kültürlerini de yok etmek için göstermiş olduğu çaba göz yaşartıcı gerçekten.

     ‘Silahlı güç’ olarak kurulan NATO,başta Amerika olmak üzere İngiltere ve İsrail’in oyunlarını yasallaştırmak için kullanılarak bu ülkelerin güçlenmesini ve katliamlarına büyük bir hızla devam etmesini sağlıyor.  

      Ve bugünün gündemindeki CIA Başkanı Porter Gosse’un  Tayip Erdoğan’la yapmış olduğu görüşmenin asıl nedeninin İran’daki nükleer silahların olması söz konusu.Ve yeni bir karmaşanın habercisi.CIA’nin; zamanında darbelerle birlikte doğan nice güce verdiği maddi manevi yardımı unutmak hiç de kolay değil.Tabi ki işin içine Amerika girince renk değişiyor.Özel Harp Dairesine benzeyen örgütler NATO’ya bağlı tüm Avrupa ülkelerinde kurulmuş ve Türkiye’de kontrgerilla adını almıştır.Brüksel merkezli bu karargahlarda CIA’in yönettiği birlikler nasıl oluyor da bu ülkelerde yönetime sızabiliyorlar? Sadece savaşla değil ülke yönetimine kadar uzanan eli yok etmenin bir yolu yok mudur?

    Ve bundan 50-60 yıl sonrasını tahmin etmek hiç de zor değil.Bu kez de petrolün yerini alacak olan su, Bush’un Orta Doğu’ya götürmek istediği barışın yerini kanın almasına sebep olacak.Peki bu gidişe dur demenin bir yolu yok mu?

                                                             

                                    ŞUGUŞE

 

…Doğuşum kadar sancılıyken başlangıçlarım, hangi tılsım ayaklarımı gömen mezarlıktan kurtarır beni?

Sökün, alın, götürün beni vatanıma!Açlıktan, susuzluktan can çekişerek ölen kardeşlerimin yanına gömün beni.Gömün ki; sıcak katreler akıtayım ölümün zemheri soğuğuna,

Gök kubbede okunan ezan-ı şerif olayım barış yetimi bebelerin rüyalarında

Nergis kokayım kan işeyen anaların saçlarında

“Karanlığı aydınlatan her bir bombanın bıraktığı sancı dolu geceleri kırbaç sızısıyla hissedeyim tenimde

Götürün ki; ruhumdaki yaralardan sızan kanımla doyurayım toprağımı…Ya; “ölmüş anaların göğsünde süt arayan savaş bebelerinin,

Öldürülmekle kalmayıp gözleri oyulmuş dedelerin”,dilleri kesilmiş nice yiğitlerin, diri diri yakılmış çocukların hesabını kim verecek?..

Ve bunca şeyden sonra, hangi toprağa yeşermeliyim?

Hangi bulutu tutmalıyım güneşe dokunmak için

Hangi nehir temizler günahlarımı?

Dayanıksız ve hırçın ruhum katlederken kabuslarımı, biri gelse, sarsa çocuk ruhumu,  tutsa elinden, götürse vatanımın mavisine,yeşiline.

Ve sabahı beklesek.Her katran gecenin ardından güneşin doğduğuna inandırsa beni…

 

 

                                                    ŞUGUŞE

 

                                 

 

 Sana bu satırları yüreğimin kan çağlayan yurdundan yazıyorum… Yazmak bir şey değil aslında. Yazdıklarım, senin dünyanı kaç kişinin omuzlarına taşır ki… Veya kaç kişinin yüzünü sana çevirmesine vesile olur ki… Bir sabah gazeteyi açtığımda gördüm seni. Güneşten yanmıştı ellerin ve yanmıştı hayat çizgililerin. Geleceğin yok gibiydi. Ayakların çıplak, saçların kesikti. Yüzünden kız mı yoksa oğlan mı olduğunu anlamak çok zordu. Ama ne fark eder ki… Savaşın orta yerinde doğmuş bir çocuktun. Beş  kardeşin, beş yaşına gelmeden açlık ve sefaletin kaçınılmaz sonunu yaşamış, baban sen daha baba demeyi öğrenemeden cepheye gitmiş. Sen beklemeyi ezberlemişsin, ama baban hiç dönmemiş. Sonra öğrenmişsin gidenlerin hiç dönmeyeceğini…

 

Köyünüz bombalanınca paramparça olmayı                  

        öğrenmişsin, Dirilmeyi öğrenmişsin.                   

 

Hep bakabilmek için gözlerimize. Ellerin gözyaşlarını silmeyi öğrenemeden, silah tutmayı öğrenmişsin. Hiç okula gitmeden, kurşunları toplayıp çıkarmayı öğrenmişsin. Dağların ne kadar gaddar olduğunu, toprağın kuraklaştığında nasıl kavurduğunu, aç yatmayı, her an tepenize bir bombanın düşebileceğini, kısacası çocuk, hayatın canavar simasını öğrenmişsin..Ve hiç korkmamayı canavarlardan.

 

 Birden gözlerini gördüm. Öyle ki; gözlerin gözlerime önce çiğ, sonra çığ düşürdü.

 

Gözlerin çocuk, binlerce yüreğin gözlerine akseden gözlerin. Bir kıyameti koparacak kadar hayata veda etmiş gözlerin. Kurşunların ayazında ılık ılık ağlamış gözlerin.

 

Gözlerin çocuk kar altında sıcaklığını yitirmiş kadar donuk, çocuk gibi bakamayan, velhasıl çocuk yüreğinin günahsızlığını yaşayan gözlerin.

 

Bir bilsen öyle derin öyle yetim. Söylesene çocuk hep böyle mi bakar gözlerin?

 Toplasam, çıkarsam, bölsem, çarpsam, hırçın bir ummana düşmüş su damlası kadar hayatın. O bir damlacık hayatında binlerce defa ihanet edilmiş çocukluğuna… Öğrenmediğin tek şey sormakmış ‘neden böyle?’diye

 

 Şimdi utanma nedir bilmeyen yüzleri sana sunuyorum çocuk. Ancak senin ellerin kapatır bu yüzleri. Ve öpüyorum, ölüme cesaretle bakan zeytin gözlerinden…

 

Allah yardımcın çocuk olsun

 

 



[1]  s.dergisi

SEN VE SEN

26/2/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

Kırılganlıklarım ve kırdıklarımla geliyorum sana ..düşüp kanattığım dizlerimdeki yaralar kabuk bağlamıyor kaç zamandır...ben şimdi gidiyorum olunmazlıkları oldurmaya gidiyorum…en çok ta kendi belirsizliklerimin yamacında günah çıkartmaya…savaştığım mukadderatım şimdi gözler önünde..süngümü bir bulabilsem nasılda saplarım hayatın rahmine…

GİDİYORUM...

26/2/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

    İçimde büyüttüğümçocuk mezarı uyumuyor kaç zamandır

Avuçlarıma gömdüğüm döl kadar günahsızım.İçimde ki çocuk barışı bekelrken yitirdi kendini.Korsan zamanlarla şartlanmış hayat sevincimin varlığını bir giyotine kurban verdiğim de yaslı ruhum nergisler ve leylakları kekik kokan ağıtlarımızla uğurladı avuçlarıma. Gömki nefesini duyayım olduğun yerden.Görki her dokunuşunla kirlettiğin döl yeni diyarlara gebe...